Turizm, Otel, Tatil, Seyahat ve bu konudaki tüm yatırımlarınız için, içtenlikle yardımcı olmak isterim.
Karanın Bittiği, Denizin Başladığı Yerdir Portekiz ( Posta Köşe yazıları )
Büyük kâşiflerin engin okyanuslara yelken açtığı, Avrupa kıtasının en batı ucuna, karanın bitip denizin başladığı yere uzanıyoruz bu hafta. Seyahat etmenin sadece otoyollarda hızla bir noktadan diğerine varmak değil; toprağın, kültürün ve yolların sunduğu hikayeleri biriktirmek olduğuna inananlardanım. Çünkü gerçek zenginlik mülklerde veya tapularda değil, dünyanın farklı köşelerinde heybeye doldurulan bu eşsiz anılarda gizlidir.
İşte bu felsefeyle, yolculuğumuza İspanya'nın kalbinden, Madrid’den başladık ve uçsuz bucaksız İspanyol platolarından geçip Portekiz'in yeşil vadilerine kavuşan kuzey rotasını izleyerek Lizbon'a kadar uzandık. Eğer bir gün direksiyonu bu coğrafyaya kırarsanız, işte rotanızda mutlaka mola vermeniz ve hissetmeniz gereken o özel duraklar:
Segovia ve Masalsı Alcázar Kalesi Madrid’den yola çıktıktan yaklaşık bir saat sonra karşınıza çıkan Segovia, kelimenin tam anlamıyla masallardan fırlamış bir silüete sahip. Şehre adım atar atmaz sizi karşılayan devasa Roma su kemerinin gölgesinde yürümek zamanı unutturuyor. Ancak asıl büyü, Walt Disney'in Külkedisi Şatosu'na ilham verdiği söylenen Alcázar Kalesi'nde saklı. Kalenin burçlarından o nefes kesen vadi manzarasını seyretmek, rotanın en güçlü başlangıçlarından biri.
Ávila’nın Orta Çağ Surları Segovia’da verilen kahve molasının ardından ikinci durağımız olan Ávila, etrafı tamamen Orta Çağ'dan kalma görkemli surlarla çevrili bir zaman tüneli. Şehrin tarihi taş sokaklarında adımlamak ve surların üzerinde kısa bir yürüyüş yapmak, bu rotanın ruhunu anlamak için muazzam bir fırsat.
(Küçük Bir Sınır Uyarısı: Salamanca’yı geride bırakıp Portekiz sınırından içeri girdiğinizde otoyol sistemine çok dikkat edin. Kısa bir mesafe dahi olsa gişe uyarılarını gözden kaçırmak, tıpkı bizim gibi 50 Euro civarında bir geçiş cezasıyla karşılaşmanıza neden olabilir.)
Guarda'nın Serin Dağ Havası Sınırı geçer geçmez sizi karşılayan Guarda, Portekiz'in en yüksek rakımlı şehri. Zarif taş evleri ve heybetli katedraliyle dikkat çeken bu durak, İber Yarımadası'nın sıcak atmosferinden sıyrılıp derin ve serin bir dağ havası solumak için kusursuz bir dinlenme noktası.
Porto, Douro Nehri ve Dom Luís I Köprüsü Gün batarken ulaştığımız Porto, sarp kayalıkların üzerine kurulan, çok fazla inişi çıkışı olan ve yürüyerek gezmesi oldukça efor isteyen bir şehir. Açıkçası beni beklediğim kadar derinden etkilemedi; ancak şehre asıl değerini katan ve onu dünya çapında popüler yapan detaylar belli: Şehri ikiye bölen Douro Nehri ve görkemli Dom Luís I Köprüsü. İnce bir taş işçiliğinin sergilendiği dar sokaklarda gezinmek keyifli olsa da, Porto için iki günlük bir konaklamanın fazlasıyla yeterli olduğunu söyleyebilirim.
Okyanus Kıyısındaki Köy Yolları Porto’dan asıl hedefimiz olan Lizbon’a geçerken, iki buçuk saatlik otoyol monotonluğu yerine, altı saate uzayan okyanus kenarı köy yollarını tercih ettik. Hızdan feragat edip yavaş seyahatin hakkını verdiğinizde, rotanın size sunduğu o bakir manzaralar seyahatinizin en değerli anılarına dönüşüyor.
Lizbon: Çinilerin, Fado'nun ve Estetiğin Başkenti Yedi tepe üzerine kurulu Lizbon, estetiğin mimariyle, hüznün tarihle kusursuzca bütünleştiği bir açık hava müzesi. Sokakları deniz dalgaları ve pusula desenleriyle bezeli siyah-beyaz mozaik taş işçiliğiyle süslü. Kiliselerden evlerin dış cephelerine kadar her yeri kaplayan mavi-beyaz Azulejo seramikleri, şehrin ruhunu yansıtıyor.
Şehrin tepelerinde yankılanan melankolik Fado tınıları, sınırları aşan o evrensel hüznü derinden yaşatırken; Tejo Nehri’ne karşı batan güneşi izlemek paha biçilmez bir deneyim. Üstelik bu liman şehri, etsiz ve bitkisel bazlı beslenenler için de bir cennet. Zeytinyağının bereketiyle harmanlanmış taze Akdeniz sebzeleri ve fırından yeni çıkmış sıcacık bir Pastel de Nata, Lizbon'un damaklarda bıraktığı en güzel imzalardan.
Sintra: Yarım Saat Uzaklıktaki Masal Diyarı Lizbon sadece merkezinden ibaret değil. Şehre yalnızca yarım saat mesafedeki Sintra, yemyeşil doğanın içine gizlenmiş rengarenk sarayları ve mistik ormanlarıyla rotanın "olmazsa olmaz" şaheseridir. Muhakkak gidin, görün!
Portekiz, pasaporta basılan sıradan bir damga değil; her köşesinde tatilin gizli kodlarını ruhunuza fısıldayan, dönüp dönüp hatırlayacağınız bir ilham kaynağıdır. Portekizlilerin o meşhur atasözünde dedikleri gibi: "Muda de ares, muda de sorte" (Havasını değiştiren, şansını da değiştirir). Siz de paha biçilmez yeni anılar biriktirmek için limanda beklemeyin ve ilk fırsatta rotanızı bu nostaljik diyara çevirin.
Haftaya başka bir Rotada görüşmek üzere