Kafkasların Gizemli Başkenti: Tiflis
Açıkçası kış mevsiminde Gürcistan’a gitmek hiç aklımda yoktu. Ancak beni Tiflis’e götüren bir iş seyahati, üç günlük de olsa bu şehri yakından tanıma fırsatı sundu. Ve üç günün sonunda Avrupa ile Asya’nın kesiştiği bu coğrafyada şunu düşündüm:
“Bazı şehirleri anlamak için kısa ziyaretlerde bulunup sokaklarında yürümeye ve insanlarını gözlemlemeye ihtiyaç var. Tiflis, tam da böyle bir şehir.”
Geçmişle Geleceği Bağlayan Sular ve Sokaklar
Tiflis’in kalbinden Mtkvari Nehri geçiyor. Bu nehir şehre o kadar güzel yakışmış ki, sanki o olmadan Tiflis’in hiçbir anlamı kalmayacakmış gibi hissediyorsunuz. Nehir yalnızca şehri ikiye ayırmıyor; bir tarafta ahşap balkonlu, yorgun ama renkli eski evleri, diğer tarafta modern şehir hayatını birleştirerek geçmişle bugünü birbirine bağlıyor.
Şehrin ruhunu hissetmek için teleferiğe binip o geniş manzaraya yukarıdan bakmak şart. Narikala Kalesi’nin tarihi dokusuyla yeni şehrin siluetinin aynı kadrajda buluşması, Tiflis’in zıtlıkları ne kadar güzel taşıdığını kanıtlıyor.
En çok keyif aldığım yer ise hiç kuşkusuz eski şehir oldu:
Arnavut kaldırımlı dar sokaklar...
Sokaklara uzanan ahşap balkonlar...
Taş yapılar ve yaşanmışlık kokan eski kapılar...
Özenli restorasyonlarla yeniden hayata dönen binalar...
Bir köşeyi dönüyorsunuz yüzlerce yıllık bir yapı, diğer sokakta modern bir restoran. Şehir geçmişini silip yeni bir kimlik yaratmaya çalışmıyor; eskiyi koruyarak geleceğe hazırlanıyor.
Sokaktaki Mesafe, Masadaki Sıcaklık: "Supra"
Tiflis’te insanların ilk bakıştaki yüz ifadeleri size biraz mesafeli gelebilir. Kafkas kültürünün o sert ve güçlü karakterini hissedersiniz. Ancak iletişim başladığında bu mesafe hızla kırılıp yerini dostluğa bırakıyor.
Özellikle kadınların zarafeti ve misafirperverliği bu sert görüntüyü adeta dengeliyor. Gürcü mutfağının başyapıtı olan geleneksel sofra ritüeli Supra, yemek yenilen sıradan bir masadan çok daha fazlası. Şarabın, müziğin ve masayı yöneten Tamada’nın kadeh kaldırma geleneğinin etrafında şekillenen bu ritüelde, yemeğin kendisinden çok o masanın etrafında oluşan hikâye akılda kalıyor.
Bir Turizmci Gözüyle: Tiflis Nereye Gidiyor?
Yıllarını turizm ve otelciliğe vermiş biri olarak şehre sadece turist gözüyle bakamıyorum. İster istemez altyapıyı, otelleri ve şehrin ziyaretçiyi ne kadar tutabildiğini hesaplarken buluyorum kendimi.
Gözlemim net: Tiflis henüz olgunlaşmış bir turizm destinasyonu değil ama olmak için ciddi bir yolculukta.
Çok sayıda bina hâlâ yorgun ve bakımsız olsa da, bu yapıların yıkılıp yerine yenilerinin yapılmaması en büyük umut ışığı. Bugün bütçe ve yatırım eksikliğinden kaynaklanan bu "zayıf" görünüm, doğru hamlelerle şehrin en büyük turizm potansiyeline dönüşebilir. Tiflis bugün daha çok kısa şehir kaçamaklarının adresi gibi görünse de vizesiz seyahat imkânı ve Avrupa'ya kıyasla hâlâ daha ulaşılabilir fiyatları, bu şehri cazip kılmaya yetiyor. Üç gün şehri tanımak için yetiyor ama tüketmek için asla.
Tiflis’in Gizli Kodu
Tiflis bulunduğum tarihte çok soğuktu ama yaşattığı atmosfer çok sıcaktı. Her köşesinde lüks yok, turizm altyapısı mükemmel değil; ancak güçlü bir tarihi, kendine özgü bir kültürü ve misafirini yabancı hissettirmeyen insanları var.
Ne tamamen Avrupa ne Asya... Ne sadece eski ne tamamen yeni. Kendi hikâyesini yazmış bir şehir Tiflis.
Gürcülerin o güzel sözlerini hatırlayarak ayrıldım oradan:
"Misafir Tanrı’nın armağanıdır."
"Dost, insanın en büyük hazinesidir."
"İyi bir söz, iyi bir sofradan daha uzun yaşar."
Kafkasların gizemini tanımış ve o sofraların sıcaklığını hissetmiş olarak dönüyorum. Güle güle Tiflis; bir gün, bu kez baharın renkleri içinde yeniden görüşmek üzere...