Turizm, Otel, Tatil, Seyahat ve bu konudaki tüm yatırımlarınız için, içtenlikle yardımcı olmak isterim.
Afrika'nın En Etkileyici Ülkelerinden : FAS
Birkaç yıl önceydi... Almanya'da yaşayan rehber bir arkadaşım, her buluşmamızda "Bir gün Fas'a gidelim." deyip duruyordu. O cümle zihnime öyle bir yerleşti ki, zamanla bir hayale dönüştü.
Fas denildiğinde herkesin aklına farklı bir tablo gelir. Benim karşıma çıkan ise büyük ölçüde hayal ettiğim ülkeydi. Yıllarca sömürülmüş, kendi kimliğini hâlâ inşa etmeye çalışan, özellikle Fransa'ya yoğun göç vermiş, Arap ve Berberi kültürünün iç içe geçtiği bir Müslüman Afrika ülkesi... Havalimanından otele giderken gördüğüm manzara, zihnimdeki Fas fotoğrafını doğrular nitelikteydi. Bir yanda lüks yaşam, diğer yanda yoksulluk... Aradaki fark neredeyse gece ile gündüz kadar belirgindi.
Ancak şunu baştan söyleyeyim...
Fas'a gidip de Atlas Dağları'nı aşmayan, Sahra'da bir gece geçirmeyen biri bana göre bu ülkenin yalnızca vitrinini görmüştür.
Çünkü Atlas Dağları'nın öte tarafında bambaşka bir Fas başlıyor. Sadece coğrafya değişmiyor; insanların yaşamı, ekonomik şartları, kültürü ve hayata bakışı da değişiyor. Adeta aynı ülkenin içinde iki farklı dünya var.
Seyahat arkadaşlarım Kazablanka, Marakeş ve Agadir'i gördükten sonra "Fas'ı gezdik." dönelim artık deselerde benim aklım Çölde idi..
Kiraladığımız küçük araçla Atlas Dağları'na tırmanmaya başladık. Dik rampalarda motorun gücü yetmeyince kısa süreliğine geri dönmek zorunda kaldık. Ama içimde o dağı aşma isteği artık geri dönmeyecek kadar büyümüştü. Bir süre sonra yeniden yola çıktık ve saatler süren zorlu bir yolculuğun ardından Sahra Çölü'ne ulaştık.
Gün batımı yaklaşırken kırmızı kum tepelerinin arasında çadır otelimize vardık. Güneş, kumların üzerine kızıl bir örtü sererken çölün sessizliği insanı büyülüyordu. Yol boyunca karşılaştığımız sürüngenler ise bu büyünün içine küçük korkular serpiştiriyordu.
Akşam yemeğinde meşhur tajinimizi yedik. Berberi ezgileri ve darbuka sesleri altında çölde unutulmayacak saatler geçirdik. Ama gecesi...
İşte orası tam anlamıyla sabır ve dayanıklılık sınavıydı.
Çöl sinekleri öylesine saldırgandı ki, sanki derimizin altına girmeye çalışıyorlardı. Cibinlikler bile onları tamamen engelleyemedi. O gece uyku ile uyanıklık arasında geçen saatler hâlâ hafızamda.
Ertesi sabah yeniden yola koyulduk.
Atlas Dağları'nın eteklerinde çobanların tajin sofrasına misafir olduk. Hurma bahçelerinin çöle nasıl hayat verdiğini izledik. Deve sırtında çıktığımız yaklaşık iki saatlik yolculuk ise unutulmaz bir anıya dönüştü. Yol arkadaşımın devenin sarsıntısıyla giderek artan tuvalet ihtiyacı, hepimizi zor durumda bıraktı. Defalarca çobana "Stop!" diye seslendik. O ise saatini gösterip gülümseyerek "Daha vakit var." demekle yetindi. O çaresizliği bugün bile gülerek hatırlıyoruz.
Dönüşte rastgele bir köye uğradık.
Yaklaşık on metrekarelik tek odalı bir evde tam on bir kişinin yaşadığını gördüğümüzde hepimiz sustuk. Aynı küçücük alanda mutfak vardı, yatak vardı, hayat vardı.
İşte gerçek Fas'ı orada gördüm.
Avrupa'ya yalnızca bir buçuk saatlik uçuş mesafesindeki bir ülkenin bu şartlarda yaşıyor olması hepimizi derinden etkiledi.
Marakeş yolunda bir traktör kasasının üzerinde "Gez Dünyayı Gör Konya'yı" yazısını ve altında "Konya / Türkiye'de üretilmiştir." ibaresini görünce ise yüzümüzde buruk ama gururlu bir tebessüm oluştu.
Marakeş'i, Kazablanka'yı ya da sosyal medyada milyonlarca kez gördüğünüz turistik noktaları uzun uzun anlatmayacağım. Onları zaten yüzlerce fenomen anlatıyor.
Benim tavsiyem başka...
Atlas Dağları'nı aşın.
Sahra'nın köylerine gidin.
Bir okulun kapısını çalın.
Bir Berberi ailesinin sofrasına oturun.
Çölde gün batımını izleyin.
Peki, Fas'a gitmeye değer mi?
Elbette değer.
Bir de şunu söylemeden bitiremem...
Eğer Mısır'ı bütün yönleriyle gezdiyseniz, Fas size çok büyük bir sürpriz sunmayabilir. Sokak dokusu, sosyal yapı, zengin ile fakir arasındaki uçurum ve günlük yaşam bakımından iki ülke birbirine oldukça benziyor.
Dünya çok büyük.
Keşfedilmeyi bekleyen daha nice coğrafya var.
Ama yolunuz bir gün Fas'a düşerse, haritadaki yolları değil, Atlas Dağları'nın ardındaki hayatı takip edin.
Çünkü gerçek Fas, tam da orada başlıyor.