Turizm, Otel, Tatil, Seyahat ve bu konudaki tüm yatırımlarınız için, içtenlikle yardımcı olmak isterim.
Güney Amerika denince hepimizin aklında canlanan belirli imgeler vardır: Rio Karnavalı’nın coşkusu, Copacabana sahillerinin altın sarısı kumları, bitmek bilmeyen bir samba ritmi ve göz alıcı bir coğrafya... Benim için de hep merak konusuydu bu uzak kıta. Kanada’dan ithal edilmesi gereken bir ürünün lojistik rotasının Brezilya’dan geçmesi zorunlu olunca, bu eski hayal bir anda gerçeğe dönüştü. Yaklaşık 10 günlük bu iş seyahati, benim için sadece ticari bir köprü değil, aynı zamanda Güney Amerika kimliğini, kültürünü ve iklimini yerinde anlama vesilesi oldu.
Türk Hava Yolları’nın İstanbul’dan São Paulo’ya direkt uçuşu ile yola çıktık. Yaklaşık 14 saatlik bir bulutlar arası yolculuğun ardından São Paulo’ya indik. Şehri ve insanları ilk elden tanımak için havalimanından otele geçerken taksi şoförüyle hemen derin bir sohbete koyuldum.
Biraz şaşırdım: Brezilya denince aklımıza hep sadece dansçılar, sporcular ve karnaval figürleri gelir. Oysa karşılaştığım insan kimliği çok daha derin ve tanıdıktı. Aile yapıları, çocuk sayıları, evdeki ve sokaktaki yaşam tarzları, eğlence anlayışları, yeme içme alışkanlıkları bizim kültürümüzle neredeyse aynı idi. Kendinizi hiç yabancı hissetmiyorsunuz. Ancak muazzam bir kalabalık söz konusu. Öyle ki, şehir merkezini keşfetmek için bindiğimiz metroda, kalabalıktan ötürü ilk duraklarda kapıya ulaşamadık; ancak birkaç durak sonra kendimizi dışarı atabildik!
São Paulo büyük bir metropol olsa da bir İstanbul değil. Bir yabancı için uzun süre vakit geçirecek, gezilecek çok fazla noktası yok. Bizim asıl iş rotamız ülkenin diğer ucundaki Fortaleza şehriydi. Ancak buraya direkt uçmak yerine, ülkeyi sindire sindire gezmek istedik.
Uçakla 4 saat sürecek Fortaleza yolculuğu öncesinde, "Dillere destan Rio de Janeiro’yu görmeden dönmek olmaz," dedik. São Paulo’daki halk garajına giderek otobüs biletlerimizi aldık. Ezber bozan, harika bir yolculuk başladı. Amazon ormanlarının sınırlarından geçerek, sonsuz vadileri, yeşilliklerde yayılan hayvan sürülerini ve dağlardan süzülen şelaleleri seyrede seyrede, 8-9 saatlik bir kara yolculuğunun ardından Rio’ya ulaştık.
Rio de Janeiro, kelimenin tam anlamıyla Brezilya’nın vitrini... Dünyada dağların denizle bu denli sanatsal buluştuğu, güneşin yıl boyu parıldadığı çok az yer vardır. Copacabana ve Ipanema plajları, altın rengi kumsalları ve okyanusun serin sularıyla dünyaya model olmuş, milyonlarca insanı kendine aşık etmiş birer yeryüzü cenneti. Sokakları dolduran samba ritimleri şehrin enerjisini her an canlı tutuyor. Dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen Kurtarıcı İsa Heykeli (Christo Redentor), şehre tepeden kucak açarken, bu coğrafyanın büyüleyiciliğini mühürlüyor. Rio, ziyaret edenlerde adeta bir bağımlılık yaratıyor.
Rio’daki büyüleyici 3 günün ardından, Afrika-Brezilya kültürünün kalbi ve ülkenin dördüncü büyük eyaleti olan Bahia’ya geçmek üzere uçağa bindik. Bahia denince akla ilk olarak bu toprakların dünyaca ünlü yüzü Adriana Lima gelir. Bir de dönemin efsanevi Brezilya dizisi O Clone (Aşkın Peşinde)...
Hafızalarımıza kazınan Jade (Giovanna Antonelli), Lucas (Murilo Benício) ve Albieri (Juca de Oliveira) gibi ikonik karakterleri hatırlarsınız. Dizi, Fas’ın egzotik sokaklarında başlasa da, karakterlerin bir ayağı hep karnavalları, dansları ve mistik dokusuyla ünlü Bahia esintili Rio sokaklarındaydı. İşte tam da o atmosferin tam ortasındaydık.
Hayatta bir kez olsun Brezilya’yı ve elbette hazır buralara kadar gelmişken komşuları Arjantin, Peru ve Bolivya’yı muhakkak görmek, bu benzersiz Güney Amerika ruhunu solumak lazım.
Brezilya'ya gidiyorsanız, şu deneyimleri kaçırmamanızı öneririm:
şehrinin simgesi olan heykeline çıkın.
teleferiği ile manzarayı izleyin.
Copacabana ve Ipanema sahillerinde yürüyüş yapın.
dünyanın en etkileyici şelalelerinden biridir.
Hem Brezilya hem Arjantin tarafını görmek mümkün.
içinde rehberli turlara katılın.
Nehir gezileri ve vahşi yaşam gözlemi yapın.
Şehrinin tarihi merkezini gezin.
Afrika ve Portekiz kültürlerinin birleşimini hissedin.
Tabiki Brezilya mutfağı
Churrasco (Brezilya usulü et ziyafeti) deneyin.
Feijoada adlı geleneksel yemeği tadın.
Taze tropikal meyve sularını mutlaka deneyin.
Brezilya'nın en büyük zenginliği insanlarıdır. Sokakta, restoranda veya bir kafede kolayca sohbet başlayabilir. Ülkede güçlü bir yaşam enerjisi vardır.
Bu haftaki köşe yazımı, hayatın ritmini ve doğasını çok iyi özetleyen, Brezilya kültürünün bilgeliğini yansıtan birkaç güzel atasözü ile bitirelim:
Çok kaynayan tencere ya yemeği yakar ya da çorbayı taşırır. ( Yani aceleci olmayın)
Neşe, yaşlanmayı geciktirir. ( Negatif alanlardan uzaklaşın, neşeli işler, neşeli dostlar edinin)
Tanrı erken kalkanı sever. ( Sabahın saatleri, akşamın saatlerinden çok daha bereketlidir)