Turizm, Otel, Tatil, Seyahat ve bu konudaki tüm yatırımlarınız için, içtenlikle yardımcı olmak isterim.
Bazı ülkeler vardır…
Gitmeden önce hakkında çok şey duyarsınız.
Kimi “tehlikeli” der, kimi “gidilmez” der, kimi ise sadece susar.
İşte benim için tam da böyle bir ülkeydi.
Yıllardır merak ettiğim ama bir türlü cesaret edip gezi planıma koyamadığım bir coğrafya…
Uzak Doğu seyahatlerimiz sırasında; , ve rotasında ilerlerken, içimde sessizce büyüyen o düşünce
artık saklanamaz hale geldi.
Seyahatin orta noktası olan anda arkadaşlarıma dönüp şöyle dedim:
“Buraya kadar gelmişken, şu gizemli ülkeyi de görelim. Kamboçya’yı anılarımızın içine ekleyelim…”
Önce güldüler.
Çünkü onların zihnindeki Kamboçya; savaşların, suç hikâyelerinin ve karanlık haberlerin ülkesi idi.
Hatta içlerinden biri yarı ciddi şekilde:
“Bunun şakası bile kötü… Bizi orada keserler.” dedi.
Ama bazen yolculuklar, korkuların başladığı yerde anlam kazanır.
Uzun konuşmaların ardından karar verildi.
Kara yolu mu, hava yolu mu derken sonunda uçakla gitmeye karar verdik.
Kuala Lumpur kalkışlı, uçuşumuzun biletlerini çoktan almıştık.
Uçağa bindiğimizde garip bir his vardı.
Her şey fazla yeniydi. Kabin ekibinin heyecanı bile hissediliyordu.
Sorduğumuzda öğrendik ki; gerçekten de bu hat yeni açılmıştı ve bizim bulunduğumuz seferin,
deneme uçuşlarından biri olduğu idi.
Bol ikramlı, oldukça ilgili bir uçuşun ardından
Dünyanın en büyük dini yapısı ve tapınak kompleksinin bulunduğu
Kamboçya'nın Siem Reap şehrinde indik.
Havalimanı tam hayal ettiğimiz gibiydi.
Ahşap kabinler…
Farklı üniformalı polisler…
Kalabalık turist grupları…
Ve tipik Güneydoğu Asya karmaşası…
Kapıda vize uygulaması olduğunu önceden biliyorduk.
İnternette vize ücretinin yaklaşık 30 dolar olduğu yazıyordu.
Fakat vize ofisinde ilk cümle şu oldu:
“100 dolar.”
Birbirimize baktık.
Gülümsedik.
Pazarlık başladı.
100’den 50’ye…
50’den 35 dolara…
Ve klasik “Uzak Doğu giriş ritüeli” tamamlandı.
Şehir merkezindeki butik otelimize pazarlıkla yaklaşık 5 dolara ulaştık.
Burada bir gerçeği söylemek gerekiyor:
Kamboçya son yıllarda ciddi şekilde turist çekiyor. Özellikle unesco dünya mirası
ve Asya'nın en büyük arkeolojik değeri Angkor Vat ülkenin turizm mıknatısı olmuş
ve her gün binlerce turistin ziyaret noktası olmuş
Otelimize eşyaları bıraktıktan sonra yürüyerek şehir merkezine doğru keşfe çıktık.
Tozlu yollar…
Üç tekerli tuk-tuklar…
Motor sesleri…
Sokak lambalarının altında akan hayat…
20-30 dakikalık yürüyüşten sonra gece pazarı görünümündeki merkeze ulaştık.
Ve işte orada Kamboçya’nın gerçek yüzü başladı.
Yüksek sesli müzikler…
Seyyar barlar…
Sokak yemekleri…
Işıklar…
Gülümseyen insanlar…
En ilginç detay ise bazı seyyar bar işletmecilerinin turist olmasıydı.
Kalabalık bir bara yaklaşıp sohbet ettiğimizde öğrendik ki iki kadın turist, sıkıldıkları için günlük yaklaşık
40 dolara bar kiralamış ve işletmeye başlamıştı.
Üstelik oldukça iyi satış yapıyorlardı.
Hatta benzer işi yapan birkaç Türk’e bile rastladık.
Bize anlatılan Kamboçya ile gördüğümüz Kamboçya tamamen farklıydı.
İnsanlar korkutucu değildi.
Aksine son derece yardımsever, sakin ve güleryüzlüydü.
Yoksulluk vardı…
Ama öfke yoktu.
Yorgunluk vardı…
Ama kabalık yoktu.
Belki de bu ülkenin en etkileyici tarafı buydu.
Ertesi sabah günlük 30 dolara tuk-tuk kiralayarak görülmesi gereken yerlere doğru yola çıktık.
Ve ardından karşımıza çıkan manzara…
sadece bir tapınak değil.
Bir uygarlığın taşlara kazınmış hafızası.
Nasıl bir emekle yapıldığı hâlâ akıl alır gibi değil.
Yüzlerce yıllık taş işlemeleri…
Ormanın içinden yükselen kuleler…
Sessizlik içinde dolaşan turistler…
Orada zaman farklı akıyor.
İnsan kendini bir film sahnesinde gibi hissediyor.
Bir diğer unutulmaz deneyim ise yüzen köyleri idi.
Evler suyun üzerindeydi.
Okullar i marketler yüzüyordu.
Kafeler, restoranlar, hatta ibadethaneler bile…
Hayat literally suyun üstünde devam ediyordu.
Bu coğrafyanın dünyanın en büyük tatlı su göllerin bulunduğu konum olduğunu da unutmayalım.
Burada su sadece yaşam değil; kültürün kendisi olmuş.
Gün doğumunda ’ı izleyin.
Tuk-tuk ile şehir sokaklarını keşfedin.
Sokak lezzetlerini deneyin.
Gece pazarlarında vakit geçirin.
Yüzen köyleri mutlaka görün.
Yerel halkla sohbet edin.
En az bir gün plansız dolaşın.
Çünkü Kamboçya’nın güzelliği planların dışında saklı.
İlk söylenen fiyatı hemen kabul etmeyin.
Gece çok ıssız bölgelerde yalnız dolaşmayın.
Yerel kültürü küçümseyen davranışlardan kaçının.
Tapınaklarda yüksek sesli konuşmayın.
Sadece lüks bölgelerde kalıp ülkeyi değerlendirmeyin.
Çünkü Kamboçya’nın ruhu sokaktadır.
Kamboçya bize şunu öğretti:
Bazı ülkeler televizyon ekranlarında göründüğü gibi değildir.
Ve bazen insanın en unutulmaz yolculuğu, gitmeye en çok çekindiği yere olur.
bize sadece yeni bir ülke göstermedi.
Önyargılarımızın ne kadar kolay oluştuğunu da gösterdi.
Bugün dönüp baktığımda aklımda kalan şey savaş hikâyeleri değil…
Gece pazarındaki kahkahalar,
tuk-tuk sesleri,
tapınakların sessizliği
ve suyun üstünde yaşayan insanların dinginliği…
Kamboçya belki kusursuz bir ülke değil.
Ama kesinlikle görülmesi ve hissedilmesi gereken bir ülke.