Nepal: Gökyüzünün Sınırı, Dünyanın Çatısı. ( Pasta gazetesi : Yayınlama - 1 Temmuz 2026
Dünyanın çatısında, bulutların ötesinde bir yaşam... Himalayalar'ın gölgesinde, Çin ile Hindistan arasına sıkışmış, doğa tutkunlarının ve macera arayanların yıllardır vazgeçilmez adresi olan gizemli bir coğrafya: Nepal.
Açıkçası, uluslararası turizm projeleri ve işgücü temini sebebiyle yolum düşmese, rotamı çevireceğim bir ülke değildi. Bende pek merak da uyandırmıyordu. Ancak hayat bu ya; planlar her zaman tutmuyor. İki kez ziyaret ettiğim bu ülkede son gidişim, Himalayalar'a çöken ve günlerce kalkmayan o meşhur sis yüzünden unutulmaz bir anıya dönüştü. Havalimanı kapandı, uçaklar kalkmadı. Bir haftalık seyahat üç haftaya uzadı. çok zaman sıkıldım, bazen isyan ettim; ama sonunda "Her işte bir hayır vardır" diyerek bu uzun bekleyişi bir keşfe dönüştürmeye karar verdim.
YÜZLERCE MÜLAKAT VE "NAMASTE" FELSEFESİ
Katmandu’nun tam merkezindeki butik otelimde turizm sektörümüz için, özellikle housekeeping (kat hizmetleri) ağırlıklı 300’e yakın personelin mülakatını ve seçmelerini tamamladıktan sonra kendimi bu mistik şehrin sokaklarına attım.
Tozlu, topraktan yollarda bolca adımladım; turistik sokaklarda yerel halkla uzun sohbetlere daldım. Geleneksel selamlama şekli olan "Namaste"nin, yani "İçimdeki kutsal olan, içindeki kutsal olanı selamlar" felsefesinin o derin mantığını yaşayarak anlamaya çalıştım.
Bir ruhani rehber eşliğinde, Hinduizm ve Budizm'in dünyada nasıl böylesine barışçıl bir şekilde iç içe yaşayabildiğini dinledim. Bu deneyim, inançlara ve tarihe bakış açımı derinden sarstı. Dünyayı aslında siyasetin değil, tarih boyunca dinlerin yönettiğini; her inancın vitrininde barış sloganları parlasa da, arka plandaki gizli kodlarda savaşların nasıl not edildiğini çok daha net gördüm.
Yanan ölülerin kokusu hala burnumda.
Hala dün gibi etkisi altındayım... Yılların getirdiği seyahat kültürüyle dünyanın pek çok köşesini dolaştım ama Katmandu’daki Bagmati Nehri kıyısında yaşadığım o sarsıcı anlar zihnimden hiç silinmiyor. Bugün bile gözlerimi kapattığımda, yanan tütsülere karışan o ağır insan eti kokusunu burnumda hissediyorum.
Bizim kültürümüzde ölüm; toprağın serinliğine gömülen, derin bir hüzün ve mahrem bir gözyaşıdır. Ancak Nepal'de, turuncu çiçeklere sarılı bedenlerin o devasa ateşlerin üzerine yerleştirilmesi izlerken tüm ezberlerim yıkıldı. Yavaş yavaş küle dönüşen bedenlerin başında bekleyenlerde kahredici bir acı veya feryat yoktu. Aksine, bir bitişi değil de neşeli bir başlangıcı kutlarcasına derin bir huzur ve sevinç içindeydiler. Onlar için o ateş bedeni yok etmiyor, ruhu hapsolduğu kafesten azat ediyordu. İzmir'in hayat dolu, aydınlık sokaklarından çıkıp dünyanın çatısında bu manzaraya tanık olmak; yaşama ve ölüme bambaşka pencerelerden bakabilmek seyahatin en büyük ödülüydü.
KAOSUN ORTASINDAKİ VAHA: DÜŞLER BAHÇESİ
Katmandu’nun o tozlu, gürültülü ve bitmek bilmeyen insan seliyle akan sokaklarında yürürken sığındığım en güzel liman Garden of Dreams (Düşler Bahçesi) oldu.
Dışarıdaki o baş döndürücü karmaşadan sadece bir kapı aralığıyla sıyrılıp içeri adım attığınızda, zaman adeta duruyordu. Su seslerinin birbirine karıştığı çeşmeleri ve özenle tasarlanmış bitki dokusuyla bu mekân, estetiğin ve peyzajın koca bir şehre nasıl nefes aldırabileceğinin kusursuz bir kanıtıydı.
POKHARA YOLLARINDA TÜKENEN SABIR
Bu uzun seyahatimi organize eden rehberim Ms. Dilip, Nepal’in turistler tarafından en çok ziyaret edilen bölgesi Pokhara'yı mutlaka görmem gerektiğini söyleyince bir sabah erkenden yola çıktık. Haritaya baktığımda 200 kilometre olan yol, yaklaşık 8 saat gösteriyordu.
Katmandu çıkışından itibaren yol o kadar kötüleşti ki, dağlardaki kurumuş bir dere yatağında ilerliyor gibiydik. Aracın koltuğunda sabit durmak bile imkânsızdı. Kuvvetli sabrımla ve seyahatlerdeki cefakâr yapımla iki üç saatlik bir sarsıntının ardından dayanma gücüm tamamen tükenmişti. "Buraya kadar, dönüyoruz!" dedim ve o çok övülen Pokhara'yı göremeden Katmandu'ya geri döndük.
Nepal'e Gideceklere Öz Tavsiyelerim
Pokhara’ya Asla Karayoluyla Gitmeyin: Haritadaki 200 kilometrelik mesafeye kanıp sakın karayolunu tercih etmeyin. Dağlardaki kurumuş dere yataklarını andıran yollarda 8 saatlik bir eziyet çekmek yerine, 30 dakikalık iç hat pervaneli uçak uçuşlarını kullanın. Benim gibi yarı yoldan dönmek zorunda kalmazsınız.
Everest’i Görmeden Dönmek Olmaz (Dağcı Olmanıza Gerek Yok): Nepal'e gidip dünyanın zirvesini görmemek büyük bir eksiklik olur. Everest'e tırmanmak elbette profesyonellerin işi, ancak sabahın erken saatlerinde kalkan 1 saatlik "Everest Dağ Uçuşları" ile o görkemli karlı zirvelerle göz göze gelebilirsiniz. Tabii benim üç haftamı esir alan o meşhur sis müsaade eder ve hava açık olursa, bu görsel şöleni sakın kaçırmayın!
Dönüş Biletinize ve Planlarınıza Fazla Güvenmeyin: Himalayalar'ın meşhur sisi bir çöktü mü günlerce kalkmayabilir. Katmandu Havalimanı uçuşlara kapanabilir ve 1 haftalık planınız benim gibi 3 haftaya uzayabilir. Seyahat programınızda mutlaka esneklik payı bırakın.
Vejetaryenler İçin Tam Bir Cennet: Et tüketmeyen biriyseniz Nepal'de hiç zorluk çekmeyeceksiniz. Menülerde dolaşırken "Acaba içinde ne var?" diye düşünmeden, özellikle sebzeli "Momo" (Tibet mantısı) ve her öğün bıkmadan yiyebileceğiniz, Bagmati Nehrine Giderken Ezberlerinizi Bırakın: Pashupatinath Tapınağı'ndaki ölü yakma ritüellerini izlemeye muhakkak gidin.
Toz ve Gürültüden Bunalınca Adresiniz Belli: Katmandu'nun o inanılmaz kalabalığı, tozu ve korna sesleri sizi yorduğunda, Thamel bölgesinin hemen girişindeki "Garden of Dreams" de bolca vakit geçirin.
Nepal ile ilgili anlatılacak, sayfalarca yazılacak o kadar çok detay var ki... Ancak köşemizin sınırlarına geldiğimiz için şimdilik bu kadar diyerek, dünyanın zirvesinden hepinize sevgiyle veda ediyorum.
Haftaya yepyeni bir yazıda görüşmek dileğiyle..